Giriş
Oyunculuk üzerine konuşurken çoğu zaman tekniklerden, yöntemlerden ve metotlardan söz edilir. Ancak Sanford Meisner’in yaklaşımı, oyunculuğu bir teknikten çok bir davranış biçimi olarak ele alır.
Birçok oyuncu sahnede rolü oynamaya çalışır.
Nasıl durduğunu, nasıl göründüğünü, iyi oynayıp oynamadığını düşünür. Bu nedenle oyuncu çoğu zaman sahnede gerçekten var olmaz; performansını kontrol etmeye çalışır.
Meisner tekniği yaklaşımı ise oyuncuyu bu kontrol ihtiyacından uzaklaştırır. Oyuncunun dikkatini kendisinden alıp partnerine ve içinde bulunduğu ana yönlendirir.
Bu durumda oyuncu artık rolü “yapmaya” çalışmaz. Koşulların içinde var olur. Ortaya çıkan davranış da bu yüzden planlanmış bir performans değil, o anda ortaya çıkan gerçek bir tepki olur.
Meisner’e göre oyunculuk, sahnede planlanan bir performans üretmek değil; anda gerçekten var olabilme kapasitesidir.
Birçok oyuncu sahnede partnerini dinlediğini düşünür. Oysa çoğu zaman yaptığı şey dinlemek değil, söyleyeceği repliği beklemektir. Meisner tekniği oyuncunun dikkatini kendi zihnünden çıkararak partnerine yönlendirir. Oyuncu böylece kendi performansını kontrol etmeye çalışmak yerine, karşısındaki insanla kurduğu ilişkiye odaklanır.
Bu yaklaşım oyunculuğu daha canlı, daha dürüst ve daha insani bir hale getirir.
Meisner Tekniği Nedir?
Meisner tekniği, Amerikalı oyunculuk eğitmeni Sanford Meisner tarafından geliştirilen bir oyunculuk yaklaşımıdır. Bu teknik, oyuncunun sahnede planlanmış bir performans üretmek yerine partnerini gerçekten dinlemesini ve ortaya çıkan davranışlara dürüst biçimde tepki vermesini hedefler.
Meisner tekniğinde oyuncunun dikkati kendi performansından, nasıl göründüğünden ya da iyi oynayıp oynamadığından uzaklaştırılır. Oyuncu odağını kendisinden alıp partnerine ve içinde bulunduğu ana yönlendirir. Böylece oyuncu sahnede kendisini izlemek yerine gerçekten dinleyen ve ilişki kuran bir varlığa dönüşür.
Bu yaklaşımda oyuncunun amacı doğru duyguyu üretmek değildir. Amaç, sahnede gelişen koşullara gerçekten açık kalabilmek ve partneriyle kurduğu ilişkiye dürüst biçimde tepki verebilmektir.
Meisner tekniği; oyuncunun kendisini ve kaygılarını odak noktasından çıkarıp yerine partneri ve çevreyi dinlemeyi koyar. Bu sayede düşünmeye ve performansı kontrol etmeye fırsat bulamayan oyuncu, tekrar egzersizleri aracılığıyla anda kalmayı öğrenir ve bütün dikkatini yalnızca sahnede olan bitene yöneltebilir.
Meisner çalışmaları sırasında oyuncu, partnerinin davranışlarını, ses tonunu, enerjisini ve duygusal durumunu gerçekten algılamaya başlar. Çevresine ve karşısındaki insana karşı daha duyarlı hale gelen oyuncu, duyduklarına ve gördüklerine karşılık olarak duygusal dürtüleriyle, yani hayatın içindeki gibi gerçek tepkiler vermeye başlar.
Sanford Meisner’e göre oyunculuk, planlanmış bir performans üretmek değil; hayali koşullar altında dürüst davranabilme kapasitesidir. Oyuncu sahnede gerçekten dinlediğinde ve partnerine gerçekten tepki verdiğinde, ortaya çıkan davranış artık oynanan bir performans değil, o anda doğan gerçek bir insan davranışı haline gelir.
Bu nedenle Meisner yaklaşımı, oyunculuğu kontrol edilen bir performans olmaktan çıkararak canlı, dürüst ve insani bir davranış biçimine dönüştürmeyi amaçlar.
Oyunculukta Dürüstlük
Sanford Meisner oyunculuğu şu cümleyle tanımlar:
“Oyunculuk, hayali koşullar altında dürüst davranmaktır.”
Buradaki dürüstlük ahlaki bir doğruluktan söz etmez. Meisner’in kastettiği şey, oyuncunun sahnede gerçekten hissettiği dürtülerle hareket edebilmesidir.
Birçok oyuncu sahnede doğru görünmeye çalışır.
Doğru tonu bulmaya, doğru duyguyu üretmeye, doğru şekilde oynamaya çalışır. Bu çaba çoğu zaman oyuncuyu gerçek davranıştan uzaklaştırır.
Çünkü oyuncu artık yaşamak yerine doğru performansı üretmeye çalışmaktadır.
Meisner yaklaşımı ise oyuncuyu bu kontrol ihtiyacından uzaklaştırır. Oyuncunun dikkatini kendi performansından alıp partnerine ve sahnedeki koşullara yönlendirir.
Oyuncu gerçekten dinlediğinde, partnerinde olan bitene gerçekten tepki verdiğinde, ortaya çıkan davranış artık planlanmış bir oyunculuk değil; o anda doğan dürüst bir tepkidir.
Bu nedenle Meisner tekniğinde amaç duyguları üretmek değildir.
Amaç, oyuncunun dürüst davranabileceği koşulları yaratmaktır.
Oyuncunun Özgürlüğü
Meisner yaklaşımında oyuncunun en önemli aracı kendi varlığıdır.
Bir oyuncunun sahnede özgür olabilmesi için öncelikle kendi alışkanlıklarını, korkularını ve savunma mekanizmalarını fark etmesi gerekir. Oyuncu çoğu zaman performans sırasında kendini izler, iyi oynayıp oynamadığını düşünür ya da hata yapmaktan korkar.
Bu durum oyuncunun sahnede gerçekten var olmasını engeller.
Meisner çalışmaları oyuncuyu bu kontrol ihtiyacından uzaklaştırarak, daha açık ve daha duyarlı bir hale getirmeyi amaçlar.
Oyunculukta Dinlemek
Meisner tekniğinin merkezinde dinlemek vardır.
Dinlemek burada yalnızca söylenen kelimeleri duymak anlamına gelmez. Oyuncu partnerinin davranışlarını, ses tonunu, enerjisini ve duygusal durumunu gerçekten algılamaya başlar.
Bu durumda oyuncunun verdiği tepkiler önceden planlanmış olmaz. Tepkiler o anda, o ilişki içinde doğar.
Meisner’in ünlü cümlelerinden biri şudur:
“Oyunculuk, hayali koşullar altında dürüst davranmaktır.”
Bu cümle, Meisner’in dürüstlük ilkesinin ve dürüst oyunculuk yaklaşımının temelini oluşturur.
Tekrar Egzersizleri
Meisner tekniği denildiğinde akla ilk gelen çalışma tekrar egzersizileridir.
Bu egzersizde iki oyuncu karşılıklı oturur ve birbirlerinde gördükleri basit bir davranışı ifade ederek aynı cümleyi tekrar ederler.
Başlangıçta mekanik gibi görünen bu egzersiz zamanla oyuncunun zihinsel kontrolünü kırar ve onu dürtülerine daha açık bir hale getirir.
Oyuncu tekrar sırasında ne söyleyeceğini düşünemez. Dikkatini yalnızca partnerine vermek zorundadır.
Bu süreçte oyuncu şunları keşfetmeye başlar:
-
- partnerini gerçekten dinlemeyi
-
- küçük davranış değişimlerini fark etmeyi
-
- o anda ortaya çıkan dürtülere tepki vermeyi
Tekrar egzersizleri ilerledikçe çalışma yalnızca kelimelerin tekrarından ibaret olmaktan çıkar. Oyuncular arasındaki ilişki canlı hale gelir ve davranışlar giderek daha spontane bir hale gelir.
Bu nedenle tekrar egzersizleri yalnızca bir teknik çalışma değil; oyuncunun sahnede gerçekten tepki verebilen bir varlık haline gelmesinin ilk adımıdır.
Bağımsız Aktivite
Tekrar egzersizleri ilerledikçe oyuncunun dikkati yalnızca partnerine değil, yaptığı işe de yönelmeye başlar. Meisner çalışmalarında bu aşamada oyuncuya bir bağımsız aktivite verilir.
Bağımsız aktivite, oyuncunun sahnede gerçekten yapmak zorunda olduğu somut bir eylemdir. Oyuncu bu eylemi yalnızca sahne doldurmak için değil, gerçekten tamamlamak için yapar. Çünkü eylemin içinde gerçek bir gereklilik vardır.
Bu çalışma oyuncunun dikkatini performansından uzaklaştırır. Oyuncu artık nasıl göründüğünü ya da iyi oynayıp oynamadığını düşünmek yerine, yaptığı işe ve partneriyle kurduğu ilişkiye odaklanır.
Bu durum sahnede daha gerçek bir davranış ortaya çıkmasına yardımcı olur. Çünkü oyuncu artık performansüretmeye çalışmaz; içinde bulunduğu koşullara gerçekten tepki verir.
Duygusal Hazırlık
Meisner tekniğinde oyuncunun sahneye gelmeden önce yaptığı çalışmalardan biri de duygusal hazırlıktır.
Duygusal hazırlık, oyuncunun sahneye belirli bir duyguyu zorla getirmesi anlamına gelmez. Oyuncu bir duygu üretmeye çalışmaz. Bunun yerine sahnenin koşullarını düşünerek kendisini o duruma yaklaştıran hayali koşullar yaratır.
Bu çalışma oyuncunun sahneye tamamen nötr bir halde gelmesini engeller. Oyuncu sahneye belirli bir enerji, beklenti ya da içsel hareketle gelir.
Ancak sahne başladıktan sonra oyuncu bu hazırlığa tutunmaya çalışmaz. Partnerini gerçekten dinlediği anda sahnedeki ilişki bu hazırlığı değiştirebilir.
Bu nedenle Meisner yaklaşımında duygusal hazırlık bir performans üretmek için değil, oyuncunun sahneye daha açık ve daha duyarlı bir halde girmesine yardımcı olmak için kullanılır.
Kapı Sahneleri
Meisner çalışmalarında oyuncular bir süre tekrar egzersizleri, bağımsız aktiviteler ve ilişki çalışmaları yaptıktan sonra kapı sahneleri ile tanışırlar.
Kapı sahneleri, Meisner çalışmalarında oyuncuların şimdiye kadar geliştirdikleri becerileri bir araya getirdikleri ilk sahne çalışmalarından biridir.
Bu sahnelerde bir oyuncu içeridedir ve bir bağımsız aktivite ile meşguldür. Diğer oyuncu ise kapının dışındadır ve içeri girmek için güçlü bir nedeni vardır.
Oyuncular sahneye bir metinle değil, yalnızca içinde bulundukları koşullarla gelirler. Bu nedenle sahnenin nasıl gelişeceği önceden belirlenmez.
Kapı sahneleri oyuncunun aynı anda birçok şeyi sürdürebilmesini gerektirir:
-
- partneri gerçekten dinlemek
-
- ortaya çıkan davranışlara tepki vermek
-
- ilişkiyi canlı tutmak
-
- zaman ve mekânla ilişki kurmak
-
- sahnede ortaya çıkan anlık koşulları kabul etmek
Bu süreçte oyuncu yalnızca tepki vermez; aynı zamanda bir isteğin peşinden hareket eder. Kapının dışındaki oyuncunun içeri girmek için gerçek bir nedeni vardır ve sahnedeki davranışlar bu isteğin etrafında şekillenir.
Bu nedenle oyuncu sahnede yalnızca partnerine tepki vermez; hem anlık dürtülere hem de genel amaca bağlı şekilde dürüst eylemlerde bulunur.
Kapı sahneleri bu yüzden yalnızca bir doğaçlama çalışması değildir. Oyuncular için tekrar egzersizlerinden gerçek dramatik sahnelere geçişi sağlayan önemli bir eşiktir.
İlişki
Meisner yaklaşımında oyunculuğun merkezi ilişkidir.
Oyuncunun sahnede yaptığı davranışlar çoğu zaman partneriyle kurduğu ilişki içinde ortaya çıkar. Oyuncu gerçekten dinlediğinde ve partnerinin davranışlarına tepki verdiğinde sahnedeki durum sürekli değişmeye başlar.
Bu nedenle Meisner çalışmalarında oyuncu sahneye önceden hazırlanmış duygularla gelmez. Oyuncu yalnızca partnerini dinler ve sahnede olan bitene tepki verir.
Bu ilişki canlı kaldığı sürece oyunculuk da canlı kalır.
Sahnedeki davranışlar planlanmış bir performans olmaktan çıkar ve iki insan arasındaki gerçek bir etkileşim haline gelir.
Metinle Meisner Sahne Çalışmaları
Kapı sahneleri oyuncuların hayali durumlar içinde ilişki kurmayı ve sahne geliştirmeyi deneyimledikleri önemli bir aşamadır. Bu aşamadan sonra çalışmalar yazılı metinlerle devam eder.
Ancak Meisner yaklaşımında metin sahnenin merkezine yerleştirilmez. Oyuncular sahneyi uzun psikolojik analizler yaparak ya da duyguları önceden planlayarak çalışmazlar.
Oyuncular sahneye girmeden önce yalnızca sahnenin temel koşullarını anlamaya çalışırlar: kim olduklarını, nerede bulunduklarını, partnerleriyle ilişkilerini ve sahnede ne istediklerini bilmek yeterlidir.
Bu hazırlık oyuncuya sahnenin genel durumunu verir. Ancak sahnede nasıl davranacağı önceden belirlenmez.
Bu nedenle Meisner çalışmalarında replikler önceden tasarlanmış bir performansın parçası olarak değil, sahnede gelişen ilişki içinde davranışın bir sonucu olarak ortaya çıkar.
Metin bu noktada oyuncuya ne yapacağını söyleyen bir plan değil, iki oyuncu arasındaki ilişkiyi taşıyan bir yapı haline gelir.
Oyuncular sahnede metni oynamaya çalışmazlar; metnin içinde davranmaya başlarlar.
Bu nedenle Meisner yaklaşımında oyunculuk, doğru bir duyguyu üretmek ya da kusursuz bir performans sergilemek meselesi değildir. Oyuncunun görevi, sahnede kurulan ilişkiye gerçekten açık kalabilmektir.
Çünkü çoğu zaman sahnede ortaya çıkan en gerçek davranış, planlanan değil; iki insan arasındaki canlı ilişkinin içinde doğan davranıştır.
Meisner tekniği ve Eric Morris yaklaşımı üzerine kurulu oyunculuk çalışmaları, Aykut Temel Atölye’de düzenlenen kısa dönem ve uzun dönem oyunculuk eğitimlerinde detaylı biçimde ele alınmaktadır. İstanbul’da oyunculuk eğitimi almak isteyen oyuncu ve oyuncu adayları için program hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.